SURİYE’DE ESAD REJİMİNİN DEVRİLMESİNİN BÖLGESEL ETKİLERİ

Varlığı insanlık tarihi ile başlayan şiddet ve savaş olgusunun doğası antik çağlardan bugüne değişmemiş olsa da yöntemi, kapsamını, araç ve silahlarını içeren karakteri hızlı bir değişim ve dönüşüm süreci geçirmektedir. Bu kapsamda değerlendirildiğinde Orta Doğu; jeopolitik, ekonomik ve stratejik açıdan önemli bir bölge olması sebebiyle çatışmalara, iklim değişikliğine, siyasi çalkantılara ve toplumsal eşitsizliklere ev sahipliği yapmaktadır.

Savaşın sadece muharebe meydanında kazanılamayacağı fikrinin yaygınlaşması, hasım iki taraf arasındaki güç farkının asimetrik olduğu durumlarda taraflardan birinin farklı askeri taktikler, silah ve araçlar kullanarak savaşın sonucuna etki etmeye çalışması, diplomasi, ekonomi, medya ve siber alanı kullanması ile Orta Doğu çok boyutlu mücadele alanı haline gelmiştir.

Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da işsizlik, gıda enflasyonu, siyasi yozlaşma, ifade özgürlüğü, usulsuzlükler ve kötü yaşam koşulları gibi pek çok sorun sonucunda 18 Aralık 2010 tarihinde Tunus’ta Arap Baharı olarak adlandırılan gösteriler başlamış ve domino etkisiyle diğer Arap ülkelerine yayılmıştır. 2011 yılında Tunus’ta 23 yıldır yönetimde olan Zeynel Abidin Bin Ali ve Mısır’da 30 yıllık yönetici Hüsnü Mübarek'in görevlerini bırakmasıyla sonuçlanmıştır. Arap Baharı’nın 2011 yılında toplumsal gösterilerle başladığı Suriye’de iç savaş başlamış ve Aralık 2024 tarihinde Esad rejiminin devrilmesiyle başarıya ulaşmıştır. Suriye’de yaşanan iç savaş, iç ve dış göç ve rejim değişikliğinin jeopolitik ve ekonomik etkilerinin anlayabilmek, bölgenin geleceğine yönelik stratejik öngörüde bulunabilmek adına çalışma önem arz etmektedir.

Suriye’nin Önündeki Zorluklar

Suriye'de Esad rejiminin hızla devrilmesi, kırılgan siyasal sistemlerin ne kadar çabuk dönüşebileceğini gösterdi. Suriye devrimi, ülkenin altyapısının çoğunu yok eden, büyük bir mülteci krizi yaratan ve ölüm sayısının 600.000’in üzerine çıkmasına neden olan on yılı aşkın acımasız çatışmanın ardından geldi. Sosyal bölünmeler ve mezhepsel ayrılıklar, önemli ölçüde arttı. Suriye'nin petrol altyapısının PYD/YPG kontrolündeki bölgelerde yoğunlaşması, sosyal bölünmeler ve mezhepsel ayrılıklar sebebiyle tüm tarafların ortak bir ekonomik çıkarı olduğu geniş, ulusal bir mutabakat sağlanamadı. Suriye’de çok sayıda silahlı grup Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) ve komutanı Ahmed eş-Şara, PYD/YPG gibi yerleşik ve çatışan çıkarlara sahip bir dizi silahlı grupla mücadele etmek zorunda kalabilir. Şara’nın yakın zamanda Suriye'deki silahlı grupları dağıtma ve savaşçıları savunma bakanlığı altında birleştirme niyetini açıklaması, özellikle çeşitli isyancı gruplar arasında fikir birliğinin olmaması göz önüne alındığında, amacına nasıl ulaşılabileceği konusunda önemli soru işaretleri içermektedir. Aralık 2024'te Esad rejiminin ani çöküşü, müttefikleri İran ve Rusya’nın göreceli zayıflığını ve Batı’nın politikasının başarısızlığını ortaya koydu. Türkiye gibi komşular, parçalanmış ülkeyi yeniden inşa etmek için yardım ararken devrimde fırsatlar kadar tehditler de görebilirler. Esad'ın devrilmesinden önce dış aktörler Suriye'deki angajmanlarını azaltmıştı, ancak bu durum değişebilir.[1]

İran’ın Direniş Ekseni

Esad rejimi’nin kendi halkı tarafından devrilmesi sonuçları Orta Doğu’ya, özellikle de İran’a kadar uzanan önemli bir olaydır. 2011 Arap Baharı ayaklanmasından bu yana Esad’ı destekleyen Tahran’ın Suriye’den aniden çekilmesi, İran’ın stratejik ve askeri zayıflığını ortaya koymuştur. İran’ın inşa ettiği direniş ekseni -Gazze’deki Hamas, Lübnan’daki Hizbullah, Suriye’deki Esad, Irak’taki milis grupları ve Yemen merkezli Husilerden oluşan- Tahran’a stratejik derinlik sağlamak ve saldırıları caydırmak için tasarlanmıştı. Fakat 2024 yılında bu ağ, İsrail'in elinden önemli darbe aldı. Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki saldırılarından bu yana İsrail, geçmişteki durumdan farklı olarak, sınırındaki Mihver gruplarını zayıflatmaya ve İran’la bağlarını koparmaya çalışmaktadır. Halen devam eden ve insani krize yol açan, 45 binden fazla Filistinlinin ölümüne neden olan Gazze savaşı, Hamas’a büyük zarar verdi. Liderliği Hamas’ı desteklemeye ve 8 Ekim’de İsrail'e saldırmaya karar veren Hizbullah, İsrail’in askeri müdahalesiyle ciddi şekilde zayıfladı. Tel Aviv, uzun süredir lideri olan Hasan Nasrallah da dâhil olmak üzere grubun komuta yapısını Eylül 2024'ten itibaren sadece üç ayda ortadan kaldırdı. Bu kayıplar arasında İran, grubun toparlanması için alan sağlamak amacıyla Kasım ayında İsrail ile varılan Lübnan ateşkesini destekledi. Ancak Esad’ın ayrılışı, Tahran için İran caydırıcılığını savunma pozisyonunda bırakmıştır. İsrail'e karşı güç ve birlik algılarına rağmen, eksen her zaman kırılgan temeller üzerine inşa edildi. Tahran, eksen gruplarını eğitip donatarak, zayıf ve bölünmüş devletlerdeki yerel halklar pahasına vekil gruplarının yırtıcı gücünü genişletti. İran’ın bölge genelinde ihraç ettiği istikrarsızlık, eksenin kendisinin bir zayıflığıydı.[2]

Zayıflık algılarının ve artan iç eleştirilerin büyümesini önlemek için İran'ın Yüce Lideri Ali Hamaney her zamanki üslubuyla karşılık verdi. Stratejik başarısızlığın sorumluluğunu almak yerine, Suriye’deki olaylardan İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri'ni sorumlu tuttu. Dahası, İran Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC) komutanı Hüseyin Selami, direniş ekseninin dirençli olmaya devam ettiğini ileri sürdü. İsrail’in Gazze ve Lübnan’a yönelik operasyonlarının ardından İran’ın Suriye’den çekilmesi, direniş ekseninin İran’a “ileri savunma” sağlamadığını açıkça ortaya koydu. Bu faktörler, İranlı liderlerin uzun süredir direniş ekseni ile balistik ve nükleer silahlara dayanan savunma doktrinini yeniden değerlendirmeye başlamasına yol açtı. Direniş ekseni artık Tahran’a caydırıcılık kapasitesi sağlayamadığından, nükleer programını silahlandırma konusunda iç tartışmalar başladı. Bu, İran'ı zorlu bir meydan okumayla karşı karşıya bıraktı. Bölgesel savunma stratejisinin başarısızlığı, Tahran'ın hem daha fazla tehdidi savuşturmak hem de kalan eksen ağlarını çalışır durumda tutmak için yeniden konumlanmaya çalışacağı, Lübnan’da yeniden yapılanma ve yeni Suriye siyasi manzarasında yeni bağlar geliştirme fırsatları aramak için kullanacağı anlamına gelir. Ayrıca Irak ve Yemen'deki siyasi ve ekonomik yatırımlarını da güçlendirecektir.[3]

Rusya’nın Seçimi

Esad rejiminin düşüşü, Rus çıkarlarına Suriye’nin çok ötesinde zarar verdi. İlk olarak, çöküş, Rusya'nın ortaklarının hayatta kalmasını garantileyebilecek güvenilir bir müttefik olarak itibarına ciddi bir darbe oldu. Moskova'nın propaganda makinesi, 2015’teki askeri müdahalesinden bu yana Rusya’yı istikrarın garantörü, rejimlerinin dış baskı ve iç tehditlerden koruyucusu olarak konumlandırdı. Esad’ın kaybı, potansiyel müttefiklerin Rus garantilerine olan güvenini zayıflatacaktır. En azından Moskova’nın “hiç kimseyi geride bırakmadığını” iddia etmesi zor olacaktır. Rusya ayrıca yatırımlarını da kaybetti. Esad rejimine sağlanan milyonlarca dolarlık kredi, Esad’ı korumak için yapılan askeri ve diplomatik çabalar boşa gitti. Ancak, hiçbir bedeli olmayan başka bir israf edilmiş kaynak da Rus askerlerinin ve Wagner paralı askerlerinin hayatları. Suriye’deki Rus askeri varlığı uzun zamandır Moskova'nın Orta Doğu meselelerindeki siyasi ağırlığının bir sembolü olmuştu. Dahası, Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığı, İran ile mevcut ittifakının büyük ölçüde ortaya çıkmasına neden olmuştu. Esad’ın düşüşüyle ​​Moskova bu nüfuzunu kaybetti. Ancak Rusya’nın kendisini bir dünya gücü olarak konumlandırması için henüz çok erken (ya da belki de çok geç) olduğu da açıkça görüldü. Son olarak, Moskova'nın Afrika hırsları da sorgulanmaya başlandı. Hmeymim hava üssü, Rusya’nın küresel lojistik operasyonunun önemli bir unsuruydu ve Afrika'ya kuvvet ve ağır silahların transferini kolaylaştırıyordu. Şimdi, Rusya'nın destek rotalarını acilen yeniden yapılandırması gerekecek. Bu mümkün, ancak para, zaman ve çaba gerektirecek.[4]

Ancak Rusya'nın kayıpları felaket değil. Esad tarafından yaratılan ülkenin savaş ekonomisi, Rus ve İranlı iş adamlarının bile faaliyet göstermekte zorlandığı zehirli bir ortamdı. Esad’ın inatçılığı, muhalefet ve komşularıyla uzlaşmayı reddetmesi ve Moskova ile Tahran arasındaki bitmek bilmeyen denge oyunu onu zor bir ortak yaptı. 2024’e gelindiğinde, yasadışı uyuşturucu ticareti ve yolsuzluk planlarıyla desteklenen Suriye ekonomisi yaklaşan çöküşün işaretlerini gösteriyordu. Halk arasında umutsuzluk ve ordu birliklerindeki motivasyonsuzluk en üst seviyeye ulaşarak rejimi “boş       bir devlete dönüştürdü. Tüm bunlar, Türkiye tarafından desteklenen muhalif yerleşim yerleriyle keskin bir tezat oluşturuyordu ve Esad rejimine bir alternatif olasılığı yaratıyordu. Ruslar için bu bir seçim anlamına geliyordu: Afganistan’da SSCB’nin kaderini tekrarlamak ve Esad’ın Suriyesi’nin tüm mali, ekonomik ve askeri sorumluluğunu üstlenmek, ekonomisini tamamen finanse etmek ve Suriye ordusu için savaşmak ya da geri adım atmak. Putin’in Ukrayna’daki “ana” savaşı göz önüne alındığında, ilk seçenek gerçekçi değildi. Şam’ın düşmesi, şüphesiz Rusya’nın bölgedeki emellerine bir darbe vurmuş olsa da, Kremlin’in ihtiyaç duymadığı uzun bir çatışmadan kurtulmasını sağladı. Genel olarak, Esad sonrası Suriye’de Rusya için hala bir yer olabilir (her ne kadar Moskova'nın Hmeymim ve Tartus askeri üsleri üzerindeki kontrolünü sürdürme şansı son derece düşük olsa da). Rusların Suriye halkının gözündeki imajı her zaman İran veya Esad’ın halkı kadar olumsuz değildir. Moskova güçleri ayrıca bir yandan İranlılar ile rejim arasında, diğer yandan Şam ile ateşkes anlaşması imzalayan bölgeler arasında bir kalkan oluşturuyordu. Rusya, Suriye muhalif güçleriyle iletişim kanallarını korudu ve hatta dönem dönem Esad’ın yerine geçecek birini bulmaya çalıştı.[5]

Türkiye ve Barış İnşası

Hiçbir kriz Türkiye'nin bölgesel ve uluslararası politikadaki yerini Suriye çatışması kadar yeniden tanımlamamıştır. Türkiye, Suriye ile en uzun kara sınırını paylaşmaktadır, 900 km'den fazla. Bu nedenle Suriye, Türkiye için önemli bir dış politika meselesidir. Türkiye Suriye çatışmasının gidişatını şekillendirirken, Suriye çatışması da on yıldan uzun süredir Türk iç siyasetinin ve uluslararası ilişkilerinin dinamiklerini şekillendirdi. Suriye’de var olan neredeyse tüm etnik, mezhepsel ve ideolojik kimlik ayrılıkları Türkiye’de de var. Türkiye ayrıca yaklaşık 3,6 milyon Suriyeliye ev sahipliği yapıyor. Suriye’deki tüm dış aktörler arasında Türkiye, Suriye muhalefetinin en kararlı destekçisi olmaya devam etti. Esad’ın düşüşüyle ​​birlikte, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve hükümeti politikalarının haklı çıktığını düşünüyor. Türkiye’nin yıllar içinde yakın bağlar geliştirdiği aktörler Şam’da daha fazla nüfuz ve güç elde etmeye hazırlanırken, Ankara Suriye’de önemli nüfuz elde etmeye hazırlanıyor. Esad rejimi gittiğinde, Türkiye’de Suriyeli mültecilerin evlerine döneceğine dair beklentiler var. Türkiye de dâhil olmak üzere komşu ülkelerde yaşayan Suriyeliler Suriye’ye geri dönmeye başlamış olsalar da, ülke 13 yıldır süren acımasız bir iç savaşla harap oldu. Bu nedenle, Suriyeliler en azından yakın vadede toplu halde evlerine dönemeyecekler.[6]

Suriye krizi Türkiye’nin uluslararası ilişkilerini yeniden tanımladı. Esad’ın iktidarda kalma becerisi özellikle de 2016'da Türkiye'deki darbe girişiminin ardından - büyük ölçüde Rusya, İran ve Hizbullah sayesinde - Ankara, Moskova ve Tahran’ı yakınlaştırdı. Esad’ın düşüşü muhtemelen ters bir etki yaratacaktır: Türkiye’nin Rusya ve İran ile ilişkilerine daha olumsuz etkisi olurken Türkiye ile Batı’yı birbirine yakınlaştıracaktır. Buna rağmen Moskova, Suriye’deki çıkarlarını, özellikle de ülkedeki hayati deniz ve hava üslerini korumak için Ankara’nın desteğine ihtiyaç duyduğu için Türkiye’ye olan hoşnutsuzluğunu yönetmek zorunda kalacaktır. Esad’ın yönetimi sırasında Rusya, Türkiye ile Esad rejimi arasındaki olası herhangi bir normalleşme için etkili bir şekilde kendisini bir arabulucu olarak konumlandırmıştı ve rejim ile PYD/YPG arasında da benzer bir rol oynuyordu. Rusya ile Suriye’deki bu ilişki, Türkiye’nin Ukrayna, Libya veya Karadeniz gibi Rusya’yı ilgilendiren diğer konulara yönelik politikasını şekillendiren temel bir faktör haline geldi. Uzun bir süre Rusya, Ankara’nın başka yerlerdeki politika tercihlerini etkilemek için Suriye’yi ve Türkiye’nin oradaki zafiyetlerini ustaca kullandı. Şimdi roller tersine döndü. Ankara, Moskova’nın Şam’a ulaşması için bir arabulucu görevi görebilir. Aynı hususun İran için de geçerli olması muhtemel. Şam’da güç kullanan ortakları ve müttefikleriyle Ankara artık hem Moskova hem de Tahran karşısında üstünlüğe sahip. Rusya ve İran’a olan bağımlılığı azalıyor. Suriye ayrıca Türkiye, Arap devletleri, ABD ve AB için hem Suriye’de hem de ötesinde diyalog ve iş birliği için ortak bir ilgi noktası görevi görebilir. Ancak önündeki gerçek görev, çatışma sonrası aşamayı kazanmak, Suriye’de barışı güvence altına almak ve çatışmanın tekrarlanmasını önlemek. Bu sorumluluk büyük ölçüde Suriyeli aktörlerin omuzlarına düşüyor. Ancak, tartışmasız bir şekilde muhalif grupların en kararlı dış destekçisi olan Türkiye, nüfuzunu kullanarak onları Suriye’de daha kapsayıcı ve meşru bir siyasi düzen geliştirmeye zorlamalıdır. Bunu başarmak yalnızca Suriye ve daha geniş bölge için değil, aynı zamanda Türkiye için de büyük ölçüde olumlu bir gelişme olacaktır.[7] 

Sonuç

Günümüz savaşlarında ve çatışmalarında, düzenli ordu birliklerine ve hükümet yapılanması sahip olmayan, ancak politik bir kimliğe ve belirli amaçlar doğrultusunda organize edilmiş silahlı gruplara sahip devlet dışı unsurlar, tehditlerin asimetrikleştiği, güvenlik anlayışının devlet merkezli olmaktan çıktığı ve savaş aktörlerinin çeşitlendiği bu yeni nesil savaşın yapısında esnek bir çerçeve oluşturdu. Soğuk Savaş döneminin yarattığı iki kutuplu dünyanın sona ermesiyle, toplumsal yapının üst kimlikler yerine, daha küçük ekonomik, sosyolojik, ideolojik, etnik ve dini alt gruplara evrilmesi, uluslararası topluma yayılan bir difüzyona sebep olmuştur.

Bu sebeple Arap Baharı’nın tetiklediği Orta Doğu’daki çatışmalardan en uzun süreni Suriye iç savaşı, devlet dışı silahlı grupların Aralık 2024 tarihinde Esad rejimini devirmesiyle sonuçlanmıştır. Savaş sonunda Rusya ve İran’ın bölgedeki etkisi ve uluslararası kamuoyu gözündeki konumları sorgulanmıştır. Türkiye ise hem savaş sonucunda bölgedeki konumunu güçlendirmiş hem de savaş sonrası uluslararası kilit bir aktör olduğunu kanıtlamıştır. Türkiye’nin Suriye politikası savunma ve güvenlik konularındaki gücünü sahada göstermesi, dış politikasını askeri kapasitesi ile desteklemesi ile caydırıcılığını uluslararası kamuoyuna göstermiştir.

[1] Tim Eaton, “Syria’s challenges are even greater than those Libya faced in 2011”, Chatham House, https://www.chathamhouse.org/2024/12/syrias-challenges-are-even-greater-those-libya-faced-2011 (Erişim Tarihi: 24.02.2025).

[2] Sanam Vakil, “The fall of Assad has exposed the extent of the damage to Iran’s axis of resistance”, Chatham House, https://www.chathamhouse.org/2024/12/fall-assad-has-exposed-extent-damage-irans-axis-resistance (Erişim Tarihi: 24.02.2025).

[3] Sanam Vakil, “The fall of Assad has exposed the extent of the damage to Iran’s axis of resistance”, Chatham House, https://www.chathamhouse.org/2024/12/fall-assad-has-exposed-extent-damage-irans-axis-resistance (Erişim Tarihi: 24.02.2025).

[4] Nikolay Kozhanov, “Russia has lost prestige after the fall of Assad. It has also been freed of a difficult partner”, Chatham House, https://www.chathamhouse.org/2024/12/russia-has-lost-prestige-after-fall-assad-it-has-also-been-freed-difficult-partner (Erişim Tarihi: 24.02.2025).

[5] Nikolay Kozhanov, “Russia has lost prestige after the fall of Assad. It has also been freed of a difficult partner”, Chatham House, https://www.chathamhouse.org/2024/12/russia-has-lost-prestige-after-fall-assad-it-has-also-been-freed-difficult-partner (Erişim Tarihi: 24.02.2025).

[6] Galip Dalay, “Turkey has emerged as a winner in Syria but must now use its influence to help build peace”, Chatham House, https://www.chathamhouse.org/2024/12/turkey-has-emerged-winner-syria-must-now-use-its-influence-help-build-peace (Erişim Tarihi: 24.02.2025).

[7] Galip Dalay, “Turkey has emerged as a winner in Syria but must now use its influence to help build peace”, Chatham House, https://www.chathamhouse.org/2024/12/turkey-has-emerged-winner-syria-must-now-use-its-influence-help-build-peace (Erişim Tarihi: 24.02.2025).

img

Doç. Dr.
GÜNGÖR ŞAHİN