ENERJİ GEÇİŞİNİN ULUSLARARASI BOYUTLARI VE TÜRKİYE

21. yüzyılın başlarında dünya sahnesinde yükselen en kritik konulardan biri, enerji üretimi, tüketimi ve gelecekteki yönlendirmeleri olmuştur. Enerji, ulusal ekonomilerin sürdürülebilirliği, jeopolitik denge ve küresel iklim hedefleri gibi pek çok önemli konuyu iç içe geçiren bir konu haline gelmiştir.

Bu dinamik ortamda, "enerji geçişi" terimi, küresel çapta bir dönüşümün kapısını aralamaktadır. Enerji geçişi, geleneksel fosil yakıtlardan temiz ve sürdürülebilir enerji kaynaklarına doğru bir kaymanın ifadesidir. Ancak bu dönüşümün uluslararası boyutları, karmaşık ve çok yönlü bir mesele yumağı olarak öne çıkmaktadır.

Dünya enerji talebi artan nüfus, sanayileşme ve kentleşmeyle birlikte hızla artmaktadır. Bu artış, fosil yakıtlara olan talebin büyümesine yol açarak çevresel sorunları derinleştirmekte ve iklim değişikliği gibi küresel bir tehdidi daha da güçlendirmektedir. Bu noktada, enerji geçişi sadece bir teknolojik değişim değil, aynı zamanda bir diplomatik ve siyasi dengeleme meselesi olarak da ortaya çıkmaktadır.

Enerji geçişinin uluslararası boyutları, enerji kaynaklarının dağılımı, enerji güvenliği kaygıları ve ulusal çıkarların kapsamlı bir ağı ile etkileşim halindedir. Fosil yakıt rezervlerinin coğrafi dağılımı, bazı bölgeleri enerji kaynakları açısından zenginleştirirken diğerlerini enerji ithalatına bağımlı hale getirmiştir. Bu durum jeopolitik rekabetleri körükleyebilirken aynı zamanda enerji kaynaklarının uluslararası ticaretini ve iş birliğini de teşvik edebilir.

Aynı zamanda enerji geçişi süreci, uluslararası diplomatik ilişkileri de şekillendirmektedir. Ülkeler kendi enerji politikalarını ulusal çıkarlar, ekonomik kapasiteler ve iklim hedefleri göz önünde bulundurarak belirlerler. Bu bağlamda enerji geçişi uluslararası müzakerelerde, anlaşmaların yapılmasında ve iş birliği projelerinin geliştirilmesinde temel bir rol oynamaktadır.

Enerji geçişi, sadece enerji üretim biçimlerinin değişimi anlamına gelmez aynı zamanda enerji sisteminin çevresel sürdürülebilirlik hedeflerini karşılayacak şekilde yeniden tasarlanması anlamına gelir. Fosil yakıt kullanımının azaltılması, hava kalitesinin artırılması, biyoçeşitliliğin korunması ve sera gazı emisyonlarının azaltılması gibi hedefler, sürdürülebilir enerji geçişinin temel taşlarıdır. Bu bağlamda, uluslararası toplumun ve devletlerin, sürdürülebilirlik perspektifini enerji politikalarının merkezine yerleştirmesi gerekmektedir.

Bilim insanları küresel ısınmayı 1,5 °C'de sınırlamak için karbondioksit emisyonlarının 2030 yılında %48, 2035'te %65 oranında azaltılması 2050 yılında ise net sıfır seviyesine indirilmesi gerektiğini söylüyor. 1,5°C senaryosuna göre, 2020'den 2050'ye kadar olan dönemde elektrik üretimi üç katın üzerinde bir artış yaşayacak ve toplam elektrik arzının %91'i yenilenebilir kaynaklardan karşılanacaktır (Şekil 1'e bakınız). Kömür ve petrole dayalı elektrik üretimi, yüzyılın ortalarına kadar keskin bir şekilde azalacak, ardından tamamen ortadan kalkacaktır. 2050'ye gelindiğinde, doğal gaz toplam elektrik ihtiyacının %5'ini karşılayacakken, geriye kalan %4'lük kısım nükleer enerji santralleri tarafından üretilecektir. Bu geçiş süreci, giderek daha ekonomik hale gelen yenilenebilir enerji teknolojileri ile özellikle ulaşım ve ısı gibi son kullanım alanlarında elektrik tabanlı teknolojilerin daha fazla benimsenmesi arasında bir uyum oluşturmaktadır. Ulaşım, ısı ve diğer son kullanım alanlarının elektrifikasyonu, 1,5°C hedefine ulaşmak için küresel yenilenebilir enerji üretim kapasitesinin 2020 seviyelerine göre 2050 yılının sonuna kadar neredeyse 12 kat artması gerektiğini göstermektedir. 



Enerji geçişi, düşük karbonlu ve sürdürülebilir enerji kaynaklarının benimsenmesini içerir. Bu geçiş, iklim değişikliği ve çevresel sürdürülebilirlik hedeflerini desteklemeyi amaçlar. Uluslararası düzeyde Paris Anlaşması gibi anlaşmalar, ülkeleri karbon emisyonlarını azaltmaya ve temiz enerjiye yönelmeye teşvik eder. Ancak, enerji geçişinin hızı ve kapsamı ülkeler arasında farklılık gösterir ve bazı ülkeler hâlâ fosil yakıtlara yoğun olarak bağımlıdır.

Enerjideki bu geçiş farklı bölgeler ve ülkeler arasında eşitsizlikleri de gündeme getirir. Gelişmiş ülkeler, teknolojik kapasiteleri ve ekonomik kaynakları sayesinde enerji geçişini daha hızlı bir şekilde gerçekleştirebilirken, gelişmekte olan ülkeler için bu daha büyük bir meydan okuma olabilir. Bu nedenle, adil bir enerji geçişi, uluslararası iş birliği ve kaynak paylaşımının vurgulandığı bir yaklaşım gerektirir.

TÜRKİYE’DE DURUM NASIL?

İklim değişikliği, su kaynakları, gıda güvenliği ve göç gibi konular, potansiyel çatışmalara yol açabilecek önemli küresel sorunlardır. Bu nedenle iklim diplomasisi artık sadece çevresel sürdürülebilirlikle değil, aynı zamanda ulusal güvenlikle de yakından ilgilidir. Diplomatlar, uluslararası platformlarda iklim değişikliğinin etkilerini ele alırken aynı zamanda olası çatışmaları önlemek ve çözüm yollarını bulmak için çalışmaktadırlar. Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında kısa vadede, enerji tedarikini güvence altına almak amacıyla kömür ve benzeri fosil yakıtlara hızlı bir dönüş yaşandı. Ancak bu dönüş, geçici bir tedbir olarak kabul edilebilir. Enerjide dışa bağımlılığın ciddi bir risk oluşturduğu göz önüne alındığında, orta ve uzun vadede yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının artırılması gereklidir. Yenilenebilir enerji, son 15 yılda dünya genelinde önemli bir gündem maddesi haline gelmiştir. Savaş sonrasında, yenilenebilir enerjiye yönelik adımlar hız kazanmış ve bu alandaki büyüme olumlu anlamda ivmelenmiştir.

Enerji geçişi sürecinde, enerji güvenliği de kritik bir konudur. Enerji güvenliği başlığı altında en önemli konulardan bir tanesi dışa bağımlılıkken aynı zamanda hammaddenin çıkartılması, transferi ve son tüketiciye ulaştırılmasını -ki bu adil dağılım ve makul bir fiyat çerçevesinde olmalıdır- içerir. Türkiye coğrafi konumu incelendiğinde dünya petrol ve doğalgaz rezervlerinin %70’ine sahip ülkelere yakın olması sebebiyle, Doğu-Batı enerji lojistiği kullanılarak ekonomik anlamda petrol ve doğalgazı daha ucuza mal ederek ülke ekonomisine katkı sağlarken aynı zamanda enerji transferinde söz sahibi ülkeler arasında olabilir. Bu avantajın doğru şekilde kullanılması önemlidir. Özellikle Ukrayna-Rusya savaşı sonrasında Rusya ile enerji dağıtım merkezi olması adına atılan adımlar, Orta Doğu’da İsrail ile atılan adımlar bu konunun Türkiye’nin gündeminde olduğunun göstergesidir. Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin söz sahibi olması için anahtar rolünde olan ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin uluslararası tanınırlığıdır. KKTC’nin devlet olarak tanınması beraberinde kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgede yapılacak olan maden arama-çıkarma çalışmaları, ticaret, Doğu Akdeniz’de askeri yapılanmanın önünü açacaktır. 

Türkiye’de 2012 yılında 60 milyar dolarla rekor bir seviyeye ulaşan enerji ham maddeleri ithalatı, devam eden yıllarda bazı duraksamalar yaşasa da 2017'de yeniden artışa geçti. 2019'da 41,6 milyar dolarlık enerji ithalatı gerçekleşti. Hem Covid-19 salgını nedeniyle talepte bir artış yaşanmaması hem de petrol fiyatlarının düşmesi, 2020'de enerji ham maddeleri ithalat faturasının %30 azalmasına neden olurken ve 28,8 milyar dolara geriledi. Ancak 2021'de petrol, doğalgaz ve kömür fiyatlarının hızla artması, ithalatın 50,5 milyar doları aşmasına yol açtı. Bu nedenle, 2022'nin ilk çeyreğinde 25 milyar doları aşan enerji ithalat faturası oldukça yüksek bir seviyededir. Rusya Federasyonu, Türkiye'nin enerji hammaddeleri ithalatında önde gelen ülkelerden biridir. Doğalgaz ve petrol ithalatı konusunda ilk sıradadır ve kömürde de önemli bir rol oynamaktadır. Toplam enerji arzındaki payı yaklaşık dörtte bir civarındadır ve enerji ham maddeleri ithalatında üçte birden fazla paya sahiptir. Türkiye'nin enerji dışa bağımlılığının bu şekilde devam etmesi, enerji kaynaklarına erişimde dışa bağımlılığı artırmaktadır. Bu nedenle, enerji ithalatının çeşitlendirilmesi ve yerel enerji kaynaklarının daha fazla kullanılması, enerji güvenliği açısından önemli bir adım olacaktır. Türkiye’nin enerji arzında 2021 yılı itibariyle fosil yakıtların payı %83,63 kısmı oluştururken yenilenebilir enerjinin payı %16,34’tür. Türkiye şu anda enerji tüketiminde %70 oranında dışa bağımlıdır ve bu bağımlılık içerinde fosil kaynakların oranı %90’ların üzerindedir.

Türkiye, enerji türlerine göre yapılan bir değerlendirmede doğalgaz açısından özellikle büyük bir dışa bağımlılık yaşamaktadır. 2022 yılı itibariyle, Türkiye'nin doğalgaz ithalatının neredeyse tamamı (%99,31) dış kaynaklardan sağlanmaktadır. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) verilerine göre, Türkiye'nin doğalgaz ithalatında dört ana tedarikçi öne çıkmaktadır. 2022 yılına ait verilere göre, Türkiye'nin satın aldığı doğalgazın %39,47'si Rusya'dan gelmektedir. İran, Azerbaycan, ABD ve Cezayir ise Türkiye'nin diğer önemli doğalgaz tedarikçileridir. Petrol ürünleri grubunda ise dışa bağımlılık oranları doğalgaz kadar yüksek olmasa da önemli bir seviyededir. 2022 yılı itibariyle, Türkiye'nin petrol ürünleri ithalatında %95,09’luk bir dışa bağımlılık oranı bulunmaktadır. Türkiye'nin enerji ithalatında belirgin olan ülkeler, sırasıyla %40,75 ile Rusya, %26,39 ile Irak ve %9 ile Kazakistan'dır. Buna ek olarak Türkiye kullandığı taş kömürünün %96,89’unu ithal olarak sağlamıştır.

Çözüm olarak, Türkiye'nin bu derece yüksek enerji dışa bağımlılığı, enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi ve yerel enerji üretiminin artırılması gerekliliğini göstermektedir. Bu, enerji güvenliğini artırarak dışa bağımlılığı azaltmak ve enerji ithalatı üzerindeki etkileri minimize etmek için önemli bir adımdır. Özellikle arz güvenliği alanında petrol ve doğalgaz gibi dışa bağımlılığın ciddi oranda yüksek olan kaynaklarda temin edilen ülke ve ürün çeşitliliğinin artırılması, arama ve sondaj çalışmalarının hızlandırılması için gerekli çalışmaların yapılması, enerji iletim ve dağıtım altyapısının geliştirilmesi ve nihayetinde enerjinin verimli kullanılması gerekmektedir. Çeşitlendirilme yapılırken sürdürülebilirliğin sağlanması önemlidir. Bu sebeple AR-GE ve yerli üretim sayesinde yenilenebilir enerji alanında ilerleme sağlanması, maden tetkik ve arama teknolojilerinin yerlileştirilerek geliştirilmesi kritik konuların başında gelmektedir. Bunların yanında enerji arz güvenliğinin sağlanması, enerjide dışa bağımlılık ve cari açığın azaltılması için alternatif çözüm yollarında birisi de nükleer enerjidir. Örneğin Fransa’nın ithal petrol (%99) ve doğalgaza (%97) olan bağımlılığı Türkiye’ye göre ufak da olsa fazla olmasına rağmen Fransa’nın enerji açığı %48 ile Türkiye’nin üçte ikisi kadardır. Bu durumun başlıca sebebi ise Fransa’nın elektrik üretiminde nükleer enerjinin payının %70’in üzerinde olmasıdır. Türkiye’nin nükleer santraller ile enerji bağımlılığını azaltmanın yanında, alternatif enerji gücü, teknoloji çalışmaları, iş gücü istihdamına ilave olarak yetiştirilen iş gücü, bilgi ve teknolojinin getirisi olarak askeri alanda da bu teknoloji ve gücün kullanılması Türkiye’nin bağımsızlığı ve güçlü ülke olma yolunda önemli bir alternatif oluşturmaktadır.

Sonuç olarak, iklim değişikliği, enerji geçişi ve enerji güvenliği, günümüz dünyasının önde gelen meselelerinden biridir. Türkiye, yenilenebilir enerji potansiyeli ve coğrafi avantajlarıyla bu sorunlara etkili bir şekilde yanıt verebilecek bir konumdadır. Güneş enerjisi potansiyeli açısından Avrupa'nın en fazla güneş alan ikinci ülkesidir, ayrıca rüzgâr enerjisi ve hidroelektrik enerji üretim potansiyeli yüksektir. Jeotermal enerji ve biyogaz gibi diğer yenilenebilir kaynaklar da kullanılabilir. Bu nedenle yenilenebilir enerji ana kaynak olmakla birlikte alternatif enerji kaynakları ile desteklenmiş bir geçiş hedefi, doğru bir zamanlama ve yatırım planlaması ile 2053 yılında gerçekleştirilebilecek gibi görünmektedir. Ancak bu geçiş sürecinde enerji arz güvenliğinin sağlanması en önemli konudur.

Bu nedenle, enerji dönüşümüne yönelik adımların atılması, sadece çevresel sürdürülebilirlik açısından değil, aynı zamanda ulusal güvenlik açısından da kritik bir öneme sahiptir. Enerji geçişi; sürdürülebilirlik, iklim değişikliği ve diplomatik etkileşimleri bir araya getiren dinamik bir süreçtir. Sadece enerji üretim ve tüketim biçimlerini değiştirmekle kalmaz, aynı zamanda küresel iklim hedeflerine ulaşma yolunda atılmış büyük bir adımdır. Fakat, bu dönüşümün karmaşıklığı ve ülkeler arası farklılıklar, diplomasi ve iş birliği ihtiyacını daha da önemli kılmaktadır.

Kaynaklar

IRENA (2023). Renewable capacity statistics 2023. International Renewable Energy Agency, s. 35. www.irena.org/Publications/2023/Mar/Renewable-capacity-statistics-2023


img

Uzman
ZAFER FURKAN ARSLAN